h Dolar 18,6413 % -0.02
h Euro 19,5903 % -0.02
h Çeyrek Altın 1.732,00 %0,29
Mersin 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
İsmail Şimşek

İsmail Şimşek

15 Kasım 2022 Salı

PKK/PYD Bize Mi Saldıracak?

PKK/PYD Bize Mi Saldıracak?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dün milletçe yaşadığımız bombalı terör eyleminde içimi en çok acıtan neydi biliyor musunuz?

İstiklal Caddesinde bir Pazar günü babası ile birlikte vakit geçirmek için o esnada orada bulunmanın bedelini babasıyla birlikte hayatıyla ödeyen o küçük masum çocuk Ecrin bebekti…

Bu bir masumun terör, şiddet, kötülük nedir bilmeyen tertemiz bir ruhun, kirlenmemiş bir körpe masumiyetin katliydi.

Emperyal güçlerin piyonu olan PKK/PYD terör bileşkesinin ilk masumu değildi belki Ecrin bebek…

Belki son masumu da olmayacaktı…

Peki kim bu 6 masumun canına kıyan İstiklal Caddesi bombacısı ?

Bombalı eylem için Suriye, İdlip-Afrin üzerinden kaçak giriş yapan PKK/PYD terör örgütü tarafından istihbarat elemanı olarak yetiştirilen Suriye uyruklu PKK/PYD terör örgütü üyesi Ahlam Albashir’di.

Katliamın örgüt olarak sorumlusu teröristin üyesi olduğu bu PYD/YPG kimdi?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bir zamanlar ‘’ bize mi saldıracak’’ dediği PKK’nın Suriye siyasi kolu PYD ve askeri kanadı YPG yani ABD’nin bu coğrafyayı kontrol etmek için silah, eğitim  ve lojistik olarak desteklediği taşeronu Suriye coğrafyasındaki ‘’ garnizon kuvvetinden” başkası değildi.

Menfur hadisenin ardından azmettirenler ise terör olayında bombayı patlatanın yakalanması üzerine Yunanistan’a kaçamadan yakalandı.

Türk devleti olayı çözdü ve bu olayda dahli olanları 24 saat geçmeden yakaladı. Bu neticeler yüreğimize biraz su serpen gelişmeler olmakla birlikte acımıza tuz basan yüreğimizi dağlayan ise muhalefet kesiminin bazı siyasal figürlerinden sözde entelektüeline kadar 6 masumun canına onlarca yaralımızın acısına mal olan bu menfur hadiseyi ‘’ iktidarın oy devşirme çabası’’ paylaşımı üzerinden piyasaya sürme gafletiydi.

2023 seçimlerine 7 ay kala İstanbul’u tam göbeğinde böyle menfur bir hadisenin patlak vermesinden verilmek istenen mesaj Türkiye’nin hiçbir yerinin ‘’ güvenli olmadığı’’ stratejisinin bir parçası olduğu izlenimini akıllara getiriyor olmasıydı.

Zira terör eylemlerinin artması genelde bir ülkenin iyi giden veya toparlanan zeminindeki enerjisini başka alanlara yönlendirme stratejisinin bir parçası olmasını içerir.

Terörist kızın ve azmettiricilerinin yakalanması büyük bir oyunu bozdu.

Zira bu terör hadisesinde eğer terörist kız yakalanmasaydı azmettiriciler hep birlikte Yunanistan’a kaçacaklardı. Kızı kaçıramazlar ise vurup öldürecekler dolayısıyla fail yakalanamayınca suçu Türk Devleti’nin üstüne atacaklar ‘’ bu katliamı seçimi kazanmak için AK Parti yaptırdı.’’ diyeceklerdi.

13 Kasım’da yaşadığımız bu terör hadisesini böyle okumak gerekiyor.

Tüm ülke bu acıyı yaşatanlara lanet okurken 14 Kasım’da bilmem kaçıncı kez toplanan 6’lı masanın ortak deklarasyonundaki ortak bildirgeyle maalesef dağ fare doğurdu.

Deklarasyonun içeriğine baktığınızda gördüğünüz sadece ‘’ sade suya tirit’’ tarzında yavan sıradan sözler…

Ortak deklarasyonu okuduğunuzda ‘’ PKK’ya dair veya PKK’dan tek söz yok..’’

Toplantı sonunda paylaşılan fotoğraflara baktığınızda ise sanki hiç terör olayı yaşanmamış gibi gülücükler birbirlerine sahte kur yapmalar sözde iltifatlar…

İnsan bir taraftan Ecrin bebek ve hayatını kaybeden 6 insanımızı diğer taraftan ‘’ PKK’ya laf edilmeyen’’ 6’lı masanın bu ortak deklarasyonunu düşündüğünde ‘’ HDP’den oy kaybetmemek’’ için yasaklı alanlarda atılan bu taklalara baktığınızda batsın sizin siyasetiniz diyesi geliyor.

Şimdi soruyoruz size…

Bunların topunu alt alta toplasanız masumiyetin simgesi bir Ecrin bebek eder mi acaba?

 

Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, İktidar Histerisi Ve Narko Devlet Tasavvuru

Kılıçdaroğlu, İktidar Histerisi  Ve Narko Devlet Tasavvuru
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Siyaset, halka hizmetin bir aracı olması yanında dünü ve bugünü harmanlayarak yarınlara dönük bir perspektif çizen ‘’milli bir duruşun akılla vücut bulması, akil bir davranışla buluşması’’ durumudur.

Siyasetin literatürdeki tanımı bu olsa da bazıları için bu tanım siyaset için acaba şişede durduğu gibi duruyor mu olması gereken tanıma uyuyor mu soruların da beraberine getiriyor.

İsterseniz bunu bugün yaşayageldiğimiz birkaç örnek ve soruyla irdeleyelim.

Bu ülkeye 40 yıldır musallat olan 45 bin insanımızı hayattan koparan PKK terör örgütünün siyasi uzantısı olarak ‘’ beşinci kol’’ faaliyetiyle adeta ‘’ asit üreten fabrika’’ gibi işlev gören sözde legal bir partinin 6 milyon oyunu devşirmek uğruna yaşanan bu siyasal çıkmazı   milli duruşla ifade edebilmek mümkün mü?

Zehirli sarmaşık misali sureti haktan görünüp yıllarca devlet bünyesini sararak devleti içten ele geçirerek 15 Temmuz 2016’da 251 kişinin şehit edilmesinin müsebbibi ‘’ ikinci beşinci kol’’   FETÖ’ye yönelik olarak iki yanlıştan bir doğru çıkmaz mantık gerçeği ortada iken ‘’ lakin sizde eskiden birlikteydiniz’’ klişesine sığınılarak “atılacak taşla kurbağayı ürkütmemek’’ adına buradan gelecek oyu kaybetmemek, bu oluşuma teşne olmak izahı kolay bir durum mudur?

Doğup büyüdüğü yıllarca yüksek bürokrat olarak kendisine önemli görevler tevdi eden kendisini cumhuriyetle yaşıt bir partinin genel başkanı yapacak kariyerine kapı aralayan ülkesini, yabancı devlerin operasyonu için açık hale getiren ‘’ NARKO DEVLET’’ pozisyonuna hapsetme bühtanı ne ile izah edilebilir?

Ülkesini Narko devlet olarak tanımlamanın ne gibi sorunları beraberinde getireceğini idrak edememek bir akıl tutulmasından başka ne ile açıklanabilir?

Erdoğan’ın yönettiği ülke ‘’ cari açığını uyuşturucuyla finanse ediyor’’ demek ayakları üzerinde yeniden doğrulmaya çalışan bu kadim ülkeyi 3.sınıf ülke olarak algılanma ve anılma gibi kronik ekonomik ve siyasal sorunlara davetiye çıkartması olası bir durum iken bir genel başkanın bu kadarını idrak edemiyor olması ciddi bir ulusal güvenlik sorunu değil midir?

Yurt dışına çıkacak T.C. pasaportuna sahip Türk insanı, havaalanlarında veya gümrük giriş ve çıkışlarında nelerle ne gibi sorunlarla karşılaşacak hangi aşağılanma ile yüzleşecek diğer ülke vatandaşları X Ray cihazından sorunsuz geçerken benim ülkemin insanının devletine kara çalan bir genel başkanın sözü üzerine saatlerce bir köşede bekletilmesi revamı?

Bir çoğumuz biliriz ki bir ülkenin pasaportu o ülkenin yurt dışındaki kimlik ve tüzel kişiliğini temsil eder. Ve bu kimlik kolay elde edilemez.

Bu kimlik bir ülkenin uluslararası arenada ekonomik, siyasal, askeri potansiyelinin uzun yılları alan algısının zamanla olguya dönüşmesinin evrimleşme sürecini bu durumun ‘’ ÇİP’’ olarak o ülkenin pasaportuna yüklenmiş halini ifade eder.

Öyle ki bir anlık ruhsal ve zihinsel buhran ile önü arkası hesaplanmadan söylenen sözler, gereksizce yapılan hamleler hele bir de Cumhurbaşkanlığı hedefleniyorsa üzerinde iyi düşünülmesi sonucun iyi hesap edilmesi gerekir.

Zira arkası önü hesaplamadan yapılan bu tür hamleler iktidarlardan çok hepimizin içinde bulunduğu Türkiye gemisine zarar vereceğinin gemide meydana gelen hasarın hepimizi birlikte batıracağının unutulmaması gerekir.

Bakın Yunanistan’a… Ana muhalefet lideri Aleksis Çipras, Miçotakis’i içeride kıyasıya eleştirirken Türkiye dahil uluslararası alanda ulusal konularda ses çıkartmak bir  yana Miçotakis’in yanında durduğunu görürsünüz.

ABD, İngiltere, Fransa veya Almanya’ya bakın hiçbir muhalefet lideri göremezsiniz ki uluslararası alanda ülkesini şikayet etsin, iktidara gelme pahasına yasaklı alanlara tevessül etsin.

Şunun bilinmesi çok önemlidir. ‘’Zehirli bünyelerden siyaset devşirmek, zehirleyen dille siyaset üretmek siyaset değildir.’’ Zira her işin bir ahlakı edebi olduğu gibi siyasetinde bir ahlakı edebi vardır.

‘’ Yasaklı alanları’’ kullanarak siyaset devşirmek, olur olmaz şeyleri ortaya atarak bunlardan medet ummak belden aşağı vurarak siyaset üretmek, siyaseti uzun vadeli düşünüyorsanız uzun siyaset parkurunda nefes darlığına sebep olur. Umudumuz olan o erdemli siyaset yolculuğunda tedavi edilemez enfekte alanlara yol açar. Maazallah ihanete kadar gidecek bir yola kapı aralar.

İhanet, sadakatsizliğin vücut bulmuş, bir nevi yediğin ekmek teknesine pisleme halidir.

Sadakat ise içten aidiyet, yürekten bağlılığı ifade eder. Yani bir şeye sadık olmak, onunla kurduğu bağı koparmamak, bu bağı tıynetimizde hep canlı tutmaktır.

‘’ Sadakat’’ özellikle ülkeye sadakat her şeyden her değerden daha kıymetlidir.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun sorunlu alanları büyüten iç acıtan hamlelerine baktığımızda durum gaflet durumunu çoktan aşmış ‘’ müstemleke siyasetçi’’ algısı yaratacak bir duruma evrilmiştir.

Bir genel başkan için ülkesini kötülemek ülkesini aşağılamakla eşdeğer bir çabadır. Asıl olanın iktidarın yanlışlarını ortaya koyup bunlarla ilgili çözüm önerileri sunmak bunlar yapılmadığı takdirde iktidarı halka şikâyet etmek geliştireceğin iktidara matuf argümanlarla halkı ikna etmek insanların gönlüne iltica etmek olmalıdır.

Yoksa kerameti kendinden menkul ülkelere ülkeni şikâyet etmek veya iktidar dilenmek olmamalıdır.

Bu sorun aslında Sayın Kılıçdaroğlu için sürekli kaybetmenin getirdiği bir ‘’ siyasal yetersizlik’’ sorununa ilave ciddi bir ‘’siyasal basiretsizlik’’ sorunu yanında ayrıca ‘’ulusal güvenlik’’ sorununa da dönüştüğünü göstermektedir.

 

Devamını Oku

Türkiye Yüzyılı

Türkiye Yüzyılı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘’Türkiye Yüzyılı’’ iddiası eğer altı doldurulabilir ise bu ülkeyi geleceğe daha büyük geleceğe taşımada çok önemli bir manifesto…

Ancak böyle beylik bir kavramı ortaya atıyorsanız mutlak suretle altını doldurmanız ete kemiğe büründürmeniz gerekir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle Türkiye Yüzyılı vizyonu; ‘’ Ülkemizin ve medeniyetimizin kazanımları üzerinde yükselteceğimiz bu vizyon ile asırlık hamleler hayata geçerken ekonomiden enerjiye her alanda ‘’ Tam bağımsız Türkiye’’ hayalimiz gerçek olacak.’’

Bu sözler laf ola beri gele söylenmiş sözler değil…  Bu beylik sözlerin sahibi Erdoğan ise biraz düşünmek buna biraz kafa yormak gerekir. Zira Erdoğan önü ardı belli olmayan sözler söyleyecek dün söylediğini bugün inkâr edecek bir lider profili çizmedi hiçbir zaman…

Son 20 yıldır ülke ve ülkü minvalinde büyük iddialar büyük başarılar ortaya koyduk. Ancak bu kazanımlarımız kaybettiğimiz onlarca yılı telafi etmek için yeterli değil. Daha büyük hayaller, daha büyük idealler daha büyük başarılar peşinde iseniz çok daha büyük hayaller iddialar ortaya koyarak konuşmanız gerekir.

Hayal kurmak bunun için değerlidir. Hayal kurmak başarının çıkış noktası, başarı ise hayalin ete kemiğe bürünmüş halidir. İnsanoğlu kuşları düşünmüş tonlarca ağırlıktaki uçaklar, balıkları düşünmüş suyun özgül ağırlığından kat ve kat gemiler, denizaltılar hayal etmiş ve bugün insanoğlunun dünyanın bir ucundan diğer ucuna zaman kavramını saatlere indirecek hayallerini bir bir gerçekleştirmiş.

Biliriz ki ‘’Neyi tekrar edersen onu büyütürsün.’’

Geleceği konuşmak sürekli gelecekle ilgili konuşmak bunun için önemlidir.

Şunu biliriz ki “Geleceği konuşamayan ulusların geleceğini, geleceği konuşabilen uluslar şekillendirir.’’

Kısacası geleceği, hep daha büyük başarıyı dünü inkâr etmeden geleceğin ihtiyaçlarını belirleyip bu istikamette büyük adımlar atarak gerçekleştirebiliriz.

Belki kendimizi geliştirip büyüttükçe birilerinin midesine oturacağız. Belki kalıbımız büyüdükçe birilerinin midesine sancı yapacak ancak bunlar iyi şeylerin habercisi diyecek büyük ülke büyük ideal menzilinden ebet müddet dönmeyeceğiz.

Gelecek, batıdan doğuya kayıyor. Batı düzeni sarsılıyor. Hem küresel düzenin ekmeğini yiyip hem de güçsüz devletleri tehdit eden yeri geldiğinde operasyon çekip ülkeleri istikrarsızlaştırarak sömüren milyonlarca insanın kanına giren ABD ve batı düzeninin hegemonyası artık çatırdıyor. Bunu öngörebilmek için kâhin olmak gerekmiyor.

1945’le birlikte ikinci dünya savaşının sonucunu Japonya’ya attığı 2 atom bombasıyla belirleyen ve bu tarihten sonra hegemonyasını kesin olarak ilan eden ABD’nin, bugün artık altına pislediği oturduğu koltuğundan, liderlik tahtından kaldırılması gerektiği sorgulanıyor.

Artık tamda burada yeni düzeni kurgulayacak lider öngörüsüyle geleceği planlamak için ufukları işaret edecek bir lider ekolüne ihtiyaç duyuyor yeni dünya düzeni…

Bu ekol 20 yıldır rüştünü ispat etmiş öngörüsü yüksek bir lideri profili ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan başkası değil…

1925-1950 yılları arasında ilk özel sektör girişimcileri olarak Türk savunma sanayine öncülük etmiş ‘’Şakir Zümre, Nuri Killigil, Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ’’ gibi bu milletin yüz akı isimlerin bu ülkeye kazandırdığı girişimcilik ruhunu körelten ülkeyi dışarıya bağımlı hale getiren zihniyetin bu ülkeye kaybettirdiklerinden neredeyse 100 yıl sonra yüzde 20’lerden alıp yüzde 80’lere getirilen Milli Savunma Sanayimiz, 1961’de ‘’Devrim’’ otomobili ile başlamadan biten ancak yarım asır sonra ‘’TOGG’’ ile yeniden heyecanlandığımız otomobil maceramız başta bölünmüş yollar, vizyon köprü ve tünel projeleri, modern şehir hastaneleri gibi alt yapı ve üst yapı yatırımları bunlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘’Türkiye Yüzyılı’’ manifestosuyla sunduğu geleceğinin Türkiye’sinin referans olarak altlığını oluşturacak kazanımlar…

Son yılların bu kazanımlarıyla bu vizyona istikamet çizen son yılların Türkiye ekseninde yaşanılan gerçeklerine baktığımızda…

*    ABD başta Batı’nın desteğine rağmen Suriye’nin kuzeyinde kurulması kurgulanan ‘’Garnizon PKK/PYD’’ terör devletine karşı Barış pınarı, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarıyla sınırdan süpürülme stratejisi…

*    Meşru hükümetinin daveti üzerine gittiği Libya’da, darbeci General Halife Hafter’i desteklerken Libya deniz yetki alanındaki hidro karbon ve doğan gaz yataklarına çökmek isteyen ABD, Fransa, İtalya ve Rusya gibi majör güçlere müstemleke devlet profili çizen Mısır ve Yunanistan gibi devletlere karşı resmi Libya hükümetine lojistik ve eğitim desteği sağlayarak bu ‘’oyunu bozma’’ başarısı…

* Ermenistan’ın işgal ettiği ‘’Karabağ’ı’’ Azerbaycan’a lojistik ve eğitim desteği sağlayarak Azerbaycan topraklarına yeniden katma iddiası…

‘’Türk Devletler Teşkilatı’’ kuruluşuna öncülük ederek ‘’ Turan’’ ülküsüne giden yola Türkiye ekseninde fonksiyonel bir nitelik kazandırması…

‘’ Şangay İşbirliği Örgütü’’ ile ekonomik ve stratejik işbirliği düzleminde Türkiye lehine gelecek iddiası ortaya koyması…

*Rusya ve Ukrayna arasında denge politikası yürüterek iki lider ve iki ülke arasındaki sorunu denge formatlı akıllı dış politika başarısı ile dünyada elde ettiği itibar yanında Türkiye lehine bu kazanımı stratejik başarıya dönüştürme potansiyeli…

*  Ukrayna’dan tahıl sevkiyatının önünü açarak dünyanın açlık sorununa çözüm sunma ve bunun sonucu ‘’ SoftPower’’ yumuşak güç stratejisiyle itibarlı devlet algısını daha da perçinleme başarısı…

*Rusya ve Ukrayna arasında ‘’ esir takasına’’ aracılık ederek aynı zamanda barışın anahtarı olduğunu da ispat etme gayreti…

*Rusya ile sıkı ilişkilere rağmen Kırım ve Ukrayna’dan ilhak ettiği diğer topraklar karşısında Rusya’yı kınama stratejisi yanında Rusya ile olan bazı stratejik ilişkilerimize rağmen Rusya savaş gemilerine boğazları ve uçaklarına hava sahamızı kullandırmama rezervi…

Tüm bunlar ülkemizin son yıllardaki askeri, ekonomik ve diplomatik sonuçları olan yeni ‘’Türkiye Yüzyılı’’ bildirgesinde Türkiye minvalinde önemli saç ayaklarıdır.

Bu kararlılık ve başarı hikayesinin sahibi ise hiç kuşkusuz Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Erdoğan tüm bunlar ışığında tüm dünyaya ‘’ kendini alkışlatırken’’ içimizdeki bazı siyasetçisinden, sanatçısına veya kendini entelektüel olarak pazarlamaya çalışan bazı muhalif mahfillerin ise ülkelerinin bu başarısını küçümseyerek eleştirdiklerine, siyasal ahlak, entelektüel duruş ve sanatçı profillerinin toplum nezdinde küçüldükçe küçüldüklerine tanıklık ediyoruz.

Oysa Batı yıllarca bir şeyler yapmaya ayağa kalkmaya çalıştığımızda şu sözü Türk insanı ile eşdeğer kılmış: ‘’ Su akar, Türk ancak bakar’’

Bu klişe kavram son iki yüz yıl içerisinde emperyalist kuşatılmışlığımızın ekseninde ‘’öğrenilmiş çaresizliğimizi’’ her fırsatta yüzümüze vuran algılarımızda klişeleştirdiğimiz hatta içselleştirdiğimiz bir yaşam tarzının akıl ve beden dünyamıza dayatılmasıydı.

Düşündürmeden papağan refleksi ile tekrar ettirilen ‘’bizden bir şey olmaz‘’ kompleksimizin ruh ve algı dünyamıza servis edilmesinin beyinde yarattığı ‘’ zihinde küçülme’’ komplikasyonun veya stratejisinin bir parçasıydı.

Bu talihi makus talih olmaktan çıkartan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaman zaman ifade ettiği gibi; ‘’ bizleri öyle çok zorladılar ki sonunda uyuyan bir devi uyandırdılar.’’ demesi öğrenilmiş çaresizliğimizin tuzla buz olmasına, bize layık görülen sünepeliğimizin ters yüz edilmesi sonucunu doğurdu.

Hep söylediğim gibi ‘’liderlik; geleceği öngörebilmektir!’’ Bunu ilk olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ete kemiğe büründürdük yeni Türkiye Yüzyılı serüvenimizde ancak ve ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde daha da büyütebilir hayal ettiğimiz o geleceğin efendisi Türkiye ülkümüzü ancak onunla gerçekleşebiliriz.

Kim ne derse desin dünyanın yeni ekseni artık Ne Doğu Ne Batı’dır… Geleceğin ‘’ Türkiye Yüzyılı’’ stratejisinde yeni eksen artık ‘’ Türkiye’dir’’

 1923’ten 2023’e…  Cumhuriyetimizin 100.yılına 1 kala…

Cumhuriyetimizin 99.yılı kutlu olsun!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Erdoğan’ın Yanında Durmak

Erdoğan’ın Yanında Durmak
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Siyasal tarihimizde içeriye aldığı Truva atlarıyla içten vurularak en fazla ihanete uğrayan lider kim sorusuna da verilebilecek tek cevap Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.
İhanet insanoğlunun fıtratında vardır. Ancak kendilerine hayal edemeyecekleri birtakım görevler tevdi edilmiş bir kısım güruhun ilk fırsatta kaçma vefasızlıklarını siyasetin değil belki ama kişi ve kişiliklerin ne kadar çok yozlaştığının da bir göstergesi…

Millet olarak bizim en büyük hastalığımız nedir biliyor musunuz?
Kendi değerlerimize sahip çıkamayışımız…
Geçmişe dönüp şöyle bir bakıyorum da birisi bir şey üretti mi özellikle yerli ve milliise onu gazete manşetleriyle linç etmişizdaha olmadımillete ibreti alem olsun diye bir tek asmadığımız kalmış…
Yıl 1925… Uçak teknolojisinde ki başarısından dolayı TBMM tarafından üç kez takdirnameyle ödüllendirilen tek kişi Vecihi Hürkuş adında bir girişimcimiz..

1925 yılında‘’ Vecihi K VI’’ adlı kendi imalatı olan uçağı uçurmuş sonrasında uçak teknolojisini sürekli geliştirmiş ve 1939 yılına gelindiğinde izinsiz uçurdun diye Vecihi bey önce askeriyeden sonra Türk Hava Kurumu cemiyetinden kovulmuş. Ülkeye kazandırdığı ufuk minvalinde devlet tarafından sahip çıkmak bir yana1969 yılında yalnız başına terk edilmiş olarak köhne bir evde ölü bulunmuş.

Yıl 1961… Girişimci iş adamımız Nuri DEMİRAĞ, 22 mühendisle1961 yılında raylardaki ilk yerli lokomotifimiz ‘’ Karakurt’’u üretirken aynı zamanda ilave olarak2.500km.ray döşemekle kalmamış, uçak üreterek ürettiği uçağı ihraç edecek kadar siparişler almış sonra ne olduysa uçaklarıyla birlikte kendisine sahip çıkmadığımız gibi kazandırdığı uçak teknolojisini tarihin tozlu sayfalarına terk etmişiz. Sonra bir bahane bulup ilk lokomotifimiz Karakurt’u da gar dehlizlerine kapatmışız. Bu girişimcimize dışarıdan yatırım için teklifler almış ancak o Türkiye’den ayrılmayacağını ifade ederek bu teklifleri geri çevirmiş. Kazandırdığı uçak fabrikası ve girişimcilik ruhuna sahip çıkılmamış. Sahip çıkılsaydı savunma sanayi başta bir çok alanda ki teknolojiye onlarca yıl önce kavuşmuş olacak dahil olduğumuz bu projede 1.2 milyar dolar vererek ABD’den alamadığımız F-35’lerden veya nazlanarak verecekleri F-16’dan daha üstün yeni nesil gelişmiş teknoloji klasmanındaki yerli savaş uçakları başta denizaltılar, uçak gemileri gibi ileri teknolojik ürünlere çoktan sahip olmuş olacaktık.
Bunun gibi onlarca örneklerle dolu tarihimiz…

Oysa aynı şeyi bir yabancı üretti mi ona övgüler yağdırmış yere göğe sığdıramamışız.
Maalesef bu durum bugüne kadar ülkemizdeki belli güç merkezlerini işgal eden gerek siyasi gerek entelektüel gerekse bürokratik yapımız içindeki batı hastalığı olan kendi geçmişini hor gören aşağılayan müstemleke zihin kodlarına sahip bir kısım güruhun kronik bakış açısı olagelmiş.
Bunu bir nevi kendimizi özgüvenini yitirmiş kendini değersiz görmenin algılarımızdaki psikolojik yansımasını siyasal ,bürokratik ve toplumsal hayatımızın birer parçası yapmışız.

Oysa büyük devlet olmak kültürde, sanatta, ekonomide, katma değeri yüksek teknolojide hatta savunma sanayinde de büyük olmayı her alanda sağlam bir irade ortaya koyabilmeyi gerektirir.
İşte tüm bunları zihin kodlarımızın gücünü, olağanüstü durumlarda irade ortaya koyabilme becerimizi, hantal ve yaşlı batı milletlerinden üstün olma hasletlerimizi biz Erdoğan’la öğrendik.
Erdoğan’ın bu millete en büyük mirası nedir diye sorarsanız 2200 yıllık tarih geçmişinden beslendiği ‘’özgüven ‘’ruhu ve İbn Haldun’un ‘’coğrafya kaderdir’’ tezinden hareketle terör örgütleriyle mücadelesinde bu coğrafyanın kazandırdığı her koşulda yılgınlık göstermeden verdiği‘’ mücadele ruhu’’dur.
Bunlar dışında Erdoğanbize bir şey daha öğretti,‘’ hayal kurmayı…’’

Onunla öğrendik büyük hayaller kurmayı… Onunla alıştık büyük ve beylik laflar etmeye… Onunla öğrendik dünyanın batıdan ibaret olmadığını… Onunla yaşadık onurlu köşe taşlarıyla döşenmiş büyük devlet olmanın gururunu…Öğrenilmiş çaresizliğimizi onunla sildik zihinlerimizden…
Batının egonomi yüklü büyüklük hastalığı lider profili önünde ezilen büzülen avuç ovuşturan elpençe duran ergonomik kullanışlı lider prototipinden, misillemesine misliyle kibrine kibirle karşılık veren yeni nesil Türk lider jargonu onunla öğrendik.
Zihinlerimizdeki bu kırılmaları geleceğe bakış perspektifimizdeki büyük algı restorasyonunu Erdoğan sayesinde ete kemiğe büründürdük.

Tüm bunlar ışığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 21yy.‘’ Türkiye Yüzyılı’’ olacak ifadesi iş olsun laf ola beri gele söylenmiş bir söz değil. Bunlar beylik sözler… Bunu Erdoğan’dan başka birisi söylemiş olsaydı belki güler geçerdim. Ancak Erdoğan söylediği için bu söze tabi oluyorum.
Peki büyük millet güçlü Türkiye profili ortaya koyan böyle bir Erdoğan portresi karşısında dışarıdaymış gibi görüntü verenHDP’nin de içinde olduğu millet ittifakı neyi vadediyor?
Ufukların efendisi ülke olma minvalinde bu millete hangi ufkuişaret ediyor?
Büyük, müreffeh ve güçlü Türkiye ülküsünde neyi öneriyor?

Muhalefetin vadettiği şunlar:
-Vadedilen şey parlamenter sistemindayattığıbir türlü ‘’kurulamayan hükümetler…’’
-Ortalama ‘’ömrü 1,5 yılı geçmeyen koalisyonlar…’’
-Aylarca süren koalisyonun dayattığı ‘’milletvekili ve bakanlık pazarlıkları’’, gensoru marifetiyle hükümeti düşürmek için para karşılığı milletvekili devşirme rezaletleri…
-HDP’ye bakanlıklar vererek ‘’terörü yeniden hortlatma’’ zeminine ortam oluşturma nostaljisi…
-Erdoğan Türkiye’sinden ümidini kesen batı karşısında ön ilikleyen ‘’pısırık liderler’’ silsilesi…
-Eskiden olduğu gibi NATO’nun en doğusunda Batının doğu sınırını korumaya koşulsuz biat eden ‘’silik bir Türkiye’’ profili…

İşte millet ittifakınca vaadedilen bunların iktidarında görebileceğimiz şeylerden sadece birkaçı…
Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ gibi adına burada sayabileceğimiz onlarca değer bu tip zihin jargonuna sahip beyinler sayesinde sahip çıkılmadığı zor ve güç koşullarla elde edilmiş teknolojik çabalar daha ileriye çok daha ileriye götürülemediği için bu kazanımlardan yoksun ülke onlarca yıl yerinde saymış.
Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan ve çevresindeki Bayraktarlar veya onlarca girişimci içinde aynı senaryolar planlanıyor olabilir.

Millet olarak biz bu filmin galasını çok öncelerden izledik. Tekrar aynı filmi seyretmek aynı senaryonun figüranı olmak istemiyorsak kazanımlarımızı elimizdekileri heba etmemek için iyi düşünmemiz hem de çok iyi düşünmemiz gerekiyor.  Millet ittifakının Erdoğan’ sız Türkiye stratejisinde Erdoğan’ın yanında durmak onunla yol arkadaşlığı yapmak bu onur yürüyüşüne katılmak işte bunun için çok değerli…

Tıpkı Ahmet Eşref Fakıbaba gibi kendilerine yıllarca önemli görevler taltif edilenlerin sözde bahanelerle seçime 7 ay kala yangından mal kaçırır gibi kendini bir yerlere atma refleksini veya İzmir milletvekili Mehmet Ali Çelebi gerekse TBB eski Başkanı Metin Feyzioğlu’nun 2053 ve 2071 vizyonları için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında durma ve 2023’e giden güzergahta birlikte yürüme irade ve reflekslerini işte bu perspektiften yorumlamak gerekiyor.

 

 

Devamını Oku

Garnizon Siyaset

Garnizon Siyaset
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün Türkiye’ye ABD başta bir takım ülkelerin izdüşümünde emperyalizmin kuşatılmışlığı altında ‘’dik başlı’’ davranmanın hesabı sorulmaya çalışılıyor.

Başta ABD olmak üzere kim bu ülkeler; Fransa, İngiltere, Almanya, vs…

Elbette bugün bu ülkelerin ısrarlı kuşatma çabalarının geçmişten bugüne net olarak ortaya çıkmış sebepleri var.

Şunu artık herkesin kafasına sokması lazım… Türkiye artık emperyalist batının kontrol edebildiği yörüngesinde hareket eden otur dediğinde oturan kalk dediğinde kalkan Mısır, Yunanistan, Ermenistan ve Arap coğrafyasındaki diğer ülkeler gibi ‘’emir eri’’ bir ülke değil…

Şu açık ki mutlak bağımsızlığa giden yolumuzda bu kazanımı bir tarafa bırakıp emir eri bir ülke olsaydık bugün bunları yaşamaz yaşadığımız bunca tehditlere maruz bırakılmazdık.

Kim ne derse desin dünden bugüne oryantalist perspektiften algıladıkları Türkiye, NATO bünyesinde gerek İran gerekse Rusya tehdidine karşı ABD’den sonra NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip ülkesi olarak körü körüne Batı’ya hizmet eden NATO’nun en doğu sınırını koruyan ‘’mayın eşeği’’ veya sürekli onların değirmenine yük taşıyan ‘’ mekkare beygiri’’ değil artık.

Onlar geçmişteki eski Türkiye’yi, kendi gelecek tasavvurları için hayal ettikleri bir nostaljinin peşindeler…

Sömürgeci batı, hayal ettikleri eski Türkiye özlemi ile aslında şu soruları sormak istiyor:

– Doğu Akdeniz’de mavi vatanımızda hakkımızı arama çabamız karşısında; ne işin var Doğu Akdeniz’de?..

-Köken kabul ettiğimiz Batının şımarık çocuğu Yunanistan’ın; Doğu Akdeniz ve Ege’deki çıkarlarına12 mil çabasına neden tavır koyuyorsun?

-Dünyayı restore eden güçler olarak Libya’da ancak biz söz söyleriz, sen kimsin ki Libya’da koşul değiştirme çabasındasın?

-Arap coğrafyasını nasıl İsrail’le kontrol ediyorsak hemen güneyinizde Suriye’nin kuzeyinde İran’ı, Rusya’yı, Güney Kafkasya’yı kontrol edebileceğimiz aparat bir ‘’ PKK devleti’’ terör devleti kuracağız…Fırat kalkanı, Barış pınarı ve Zeytin Dalı operasyonlarıyla nasıl buna müdahale edersin? Senin ne haddine bu operasyonlar?

-Zaten Azerbaycan’a verdiğin silah ve lojistik desteğinle Kafkasya’nın gündemini değiştirdin Karabağ’ı Ermenistan’dan söküp aldın olmadı Ermenistan’ı Rusya’nın kucağına yeniden oturtup ABD, Fransa ve İngiltere olarak bizi bu bölgede etkisiz elemana dönüştürdün, sen kimsin ki böyle bir şeye cüret edersin?

İşte bu sorular ile kanlanmasını bekledikleri emperyalist damarlarını ortaya çıkartıp sömürge iştahlarıyla ağızlarından salyalar akarak güya ders vermek istemekte kendilerine eskiden olduğu gibi koşulsuz biat edecek, değirmenlerine su taşıyacak ‘’tescilli saka’’ bir ülke tasavvur etmekteydiler…

Bilmedikleri idrak edemedikleri şey Türkiye’nin eski sünepe Türkiye olmadığıydı…

Bilmedikleri şey Türkiye’nin liderini eski liderlerle kıyaslama basiretsizliği idi…

İdrak edemedikleri şey hep boyun eğen, hep sürü gördükleri Türk insanının feraset sahibi olmaya giden evrimleşme olgunlaşma sürecini farkında olamama gafletleriydi…

Tıpkı bireyler gibi halklarda yaşadıklarıyla olgunlaşır…Bu halk o kadar çok şey yaşadı ki evrimleşme olgunlaşma sürecinin zorunlu bir parçası oldu.

Örneğin bu halk bu sömürgeci damarın saldırılarını 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971,12 Eylül 1980, 27 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016… Başka hiçbir millet yoktur ki bu kadar çok şeyi bu kadar kısa bir sürede yaşasın…

Elbette bu sürecin bir kronolojik geçmişi var.

Siyaset sosyolojisi literatüründe‘’ emperyalist entegrasyon’’ diye bir kavram vardır…Yani yayılmacılık ve sömürgecilikte birleşme, bütünleşme…

Hem lider hem de halk olarak boyun eğmeyen duruşumuzla emperyalist batının zihin kodlarına öyle bir girdik ki 2009’da Davos zirvesindeki ‘’One Minute’’ çıkışı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM’de yaptığı konuşmayla‘’ dünya beşten büyüktür’’ manifestosu, ABD’sinden AB’ye, Rusya’sından İsrail ve Arap coğrafyasına kadar öyle bir etki yarattı ki işte bugün emperyalist kuşatılmışlığımızın, çevrelenmemizin nedeni işte hep bunlar… Oysa  düşündükleri garnizon bir iktidarın ruhlarında yarattığı hayal kırıklığı… Emir eri olarak tasavvur ettikleri Erdoğan’ın zihinlerinde yarattığı algı çatışması…

Artık Rusya ve İran’ı Ortadoğu’da NATO adına ‘’mayın eşeği’’ olarak dengelemek yayılmacılıklarını engellemek olarak verilen görevi sorgular hale gelen bu ülke, eğdiremediği büktüremediği diz çöktüremediği dik duruşu ile emperyalist batının fiyakasını çizen, dayatmalarını paçavra olarak yırtıp çöpe atan bu eski dünya düzenine başkaldıran bu aykırı kişilik, bir türlü kontrol edemediği Cumhurbaşkanı Erdoğan, aslında batının 15 Temmuz kalkışmasında olduğu gibi gerekirse demokrasi dışı yollarla bertaraf etmek istediği tek ve en önemli kişilik ve en büyük sorun…

Erdoğan’dan hayal kırıklığı yaşayan gerek Biden ve gerekse batının ‘’garnizon siyaset’’ profilli muhalefete destek açıklamasını ‘’ garnizon iktidara’’ giden yolda Millet İttifakının muhtemel Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun seçime 8 ay kala zamansız ABD ziyaretini bu perspektiften yorumlamak gerekiyor.

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.